Namaz Vakitleri
Görüntülenen Şehir:   Loading
Puan Durumu Loading
Gazeteler
  • Akşam Gazetesi
  • Bir Gün Gazetesi
  • Bugün Gazetesi
  • Cumhuriyet Gazetesi
  • Dünya Gazetesi
  • Fanatik Gazetesi
  • Fotomaç Gazetesi
  • Güneş Gazetesi
  • Haber Türk Gazetesi
  • Hürriyet Gazetesi
  • Millî Gazete
  • Milliyet Gazetesi
  • Posta Gazetesi
  • Radikal Gazetesi
  • Sabah Gazetesi
  • Sözcü Gazetesi
  • Star Gazetesi
  • Takvim Gazetesi
  • Taraf Gazetesi
  • Türkiye Gazetesi
  • Vatan Gazetesi
  • Yeni Akit Gazetesi
  • Yeni Asta Gazetesi
  • Yeni Şafak Gazetesi
  • Zaman Gazetesi

“Zaman Kalmadı”

Bu haber 188 kere okunmuş. 28/09/2021

 

Değerli dostlar, “Paris İklim Anlaşması” gezegenimizin geleceği için tarihi bir önem taşıyor. Ortak akıl ve iradeyle, küresel iklim değişimine karşı atmosfere sera gazı salınımına kısıtlamalar getirmek, tüm ülkeler için ortak düzenleme şartları oluşturmak ve ülkelerin karbon emisyonunu nasıl azaltacağını, bu amaçla daha yoksul ülkelere nasıl mali yardım yapılacağını da belirlemek, bu ilk kapsamlı iklim anlaşmasının temel hedeflerini oluşturuyor. 2015'te Paris’te gerçekleşen 21. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Taraflar Konferansı'nda (COP21), katılımcı ülkelerin mutabakatıyla hazırlanan bu anlaşma, küresel ısınma süreci Dünyamızı yaşanması mümkün olmayan bir gezegen haline dönüştürmeden yapılması gerekenleri belirliyordu. 22 Nisan 2016’da New York'ta düzenlenen törende, Türkiye de bu anlaşmayı imzaladı. Ancak anlaşmanın, imzalayan ülkelerde yürürlüğe girebilmesi için, o ülkelerin parlamentoları tarafından da onaylanması gerekiyor. Ülkeler, anlaşmayı imzalasalar bile, iç onay süreçlerinden geçmediği sürece taraf olamıyorlar. Bu güne kadar Paris İklim Anlaşması’na 197 ülke imza attı ve bunların 191'i anlaşmaya taraf olarak süreci tamamladılar. Ancak Eritre, İran, Irak, Libya, Yemen ve Türkiye henüz anlaşmaya taraf olmuş değiller. Amerika Birleşik Devletleri ise 2020'de Trump döneminde çekildiği anlaşmaya, 2021'de Biden döneminde yeniden katılmış bulunmakta.

Durum tam da böyleyken, 21 Eylül günü New York’daki Birleşmiş Milletler 76. Genel Kurul görüşmelerine ülkemiz adına katılan Cumhurbaşkanı T. Erdoğan sürpriz bir açıklama yaptı. "Küresel hiçbir soruna, krize, çağrıya kayıtsız kalmayan Türkiye, iklim değişikliği ve çevrenin korunması hususlarında da üzerine düşenleri yapacaktır", "Paris İklim Anlaşması'nı, yapıcı adımlara uygun şekilde ve ulusal katkı beyanımız çerçevesinde, önümüzdeki ay Meclisimizin onayına sunmayı planlıyoruz" diyerek durumu farklı bir noktaya taşıdı. Şimdi artık, 1 Ekim 2021 tarihinde açılacak olan TBMM’nin bu uluslararası anlaşmayı hemen gündeme alması ve onaylaması bekleniyor. Böylece beş yıllık bir gecikmeyle onay işlemi de tamamlanmış olacak. Fakat hem iç, hem de dış kamuoyunun esas beklediği husus, Paris İklim Anlaşması hükümlerinin uygulamaya da alınmasıdır. Ne diyor bu anlaşma? Özetle, küresel sıcaklık artışının "sanayi öncesi döneme" kıyasla 2 dereceyle sınırlanmasını, mümkünse 1,5 dereceye kadar düşürülmesini hedefliyor. İnsan faaliyetleriyle ortaya çıkan sera gazlarının, 2050- 2100 yılları arasında ağaç, toprak ve okyanusların doğal yollardan sindirebileceği bir denge noktasına çekilmesini belirliyor. Zengin ülkelerin ise daha yoksul ülkelere "iklim finansı" vermesini sağlayarak iklim değişikliğine uyumunu geliştirmesi ve yenilenebilir enerjiye geçişlerinin sağlanmasını amaçlıyor. Ayrıca her ülkeye karbon salınımını azaltmak için hedefler koyma yükümlülüğü getiriyor ve bu hedeflerin beş yılda bir gözden geçirilmesi, gerekirse yeni hedefler konulmasını öngörüyor. Bu yıl Kasım ayında Glasgow'da düzenlenecek olan COP26, Paris İklim Anlaşması sonrası genel değerlendirmenin yapılacağı ilk zirve olacak. Çok fazla bir zaman kalmadığı ortada. Peki, Türkiye bu anlaşmayı parlamentosunda onaylama işlemini neden bu kadar geciktirdi? Çünkü, anlaşmaya göre “finansal yardım yapması gereken ülkeler” ve “bu yardımı alacak olan ülkeler” olarak iki farklı liste vardı anlaşmada. Türkiye 2016’da “gelişmiş ülkeler” listesinde yer almasına itiraz etmiş ve karbon salınımını azaltmak için finansal destek almaya ihtiyacı olduğunu savunmuştu. Şimdi, kömür ve fosil yakıtlara dayanan enerji üretimini mümkün olduğunca azaltarak, yenilenebilir enerji kaynaklarını finanse etmek, buna uygun iş alanları yaratmak için önemli tutarlarda (3 milyar USD kadar) bir destek alabilmeyi, Yeşil İklim Fonu (Green Climate Fund)’na ulaşabilmeyi amaçlıyor. Ancak, finansal sonuçlar bir yana, ülkemizin bu anlaşmanın onaylanması sürecini tamamlaması, ileri bir adım olacak şüphesiz. Çünkü, sera gazı emisyonunu azaltma yönünde somut bir taahhüt verilmesi bile, hem ulusal ve hem de küresel anlamda önemli.

Zira, gezegenimizin sera gazı emisyonunu azaltmak için çok fazla zamanı da kalmadığını ısrarla söyleyenler var bilindiği üzere. 24 Eylül’den itibaren dünyanın binlerce noktasında genç protestocular yine Küresel İklim Grevi için ve "değişim sokaklardan geliyor" mesajıyla eylemlere başladılar. Böylece Covid-19 öncesi sokakları dolduran gençler, kısa bir aradan sonra ve Glasgow'daki önemli Cop26 iklim zirvesinden sadece haftalar önce, çok önemli bir aksiyonu harekete geçirdiler. Birleşmiş Milletler genel sekreteri Antonio Guterres gerçekçi bir saptamayla, 1,5 derecelik ısı artışıyla ilgili olarak "Dünya, hedeflerimize ulaşmaktan ışık yılı uzakta" ifadelerini kullanırken, gençler de tekrar sokakları doldurarak “zaman kalmadı” diyorlar ve bu uyarıyı destekliyorlar. Birkaç yıl önce Greta Thunberg’in açtığı yolu izleyen milyonlarca genç iklim aktivisti, salgının ardından bütün dünyada eşzamanlı olarak sokaklara çıkıyor ve bir kez daha iklim krizine karşı acil, etkili adımlar atılmasını istiyorlar. Bütün dünyada ve ülkemizde gençler ısrarla Paris İklim Anlaşması’nın hayata geçirilmesi üzerinde duruyor ve “iklimi değil, sistemi değiştirin”, “harekete geçmek için daha fazla oyalanmayın” diyorlar. Her gün dünyanın birçok köşesinde meydana gelen felaketlerde, onlarca insan ve hayvanın can verdiğini, doğanın tahrip olduğunu gören gençler, bu küresel yok oluşu seyretmek yerine “kendileri için bir gelecek” istiyorlar. Bu amaçla, bir an önce fosil yakıt kullanımı yerine yenilenebilir enerjiye geçilmesini, en kısa sürede net sıfır karbon emisyonu için harekete geçilmesini talep ediyorlar. Herkesin bireysel olarak yaşamında değişiklikler yapmasını öneriyorlar ama bunun yeterli olamayacağını, gerçek bir dönüşüm olması için sistemin kökten değiştirilmesini öneriyorlar. 26 Eylül ise pek çok ülkede “Dünya Çevre Sağlığı Günü” olarak kutlandı. Bu yılın teması 'Küresel iyileşmede daha sağlıklı topluluklar için Çevre Sağlığına Öncelik Vermek' olan bu kutlamalarda, dünyanın hemen her yerinde devam eden pandemi sürecine dikkat çekildi. Uluslararası Çevre Sağlığı Federasyonu (IFEH)’nda organize olan çevre sağlığı uzmanları, çevre sağlıklıysa küresel hastalık yükünün neredeyse dörtte birinin önlenebileceğini vurguladılar. Pandeminin, insanlarla gezegenimiz arasındaki kırılgan ilişkinin bir hatırlatıcısı olduğunu; hava kirliliği ile kanser vakalarının, yok edilen ormanlar ile su fakirliğinin, çarpık kentleşme ile denizlerimizin lağım çukuruna dönüşmesinin doğrudan ilgisi bulunduğunu dile getirdiler.

Bütün dünyada bunca insanın, gençlerin ve sorumluluk sahibi uzmanların; ortak bir anlaşma gerçekleştiren bunca ülkenin, hata yapması mümkün olabilir mi? Ülkemizin de, daha fazla gecikmemesi gerekiyor artık. Yarın daha geç olacaksa, bugün çevre için mücadeleye başlamak, yarına bırakmamak daha doğru değil mi?

KUBİLAY S. ÖZTÜRK

YorumlarBu habere hiç yorum yapılmamış     'İLK YORUMU SEN YAP'

Adınız Soyadınız:

E-Postanız:

Yorumunuz:

2 + 3 = ?