Kalabalık bir aileydik amcamlarla hep birlikte yaşarken de, ayrılınca da.
Çekirdek ailemiz dokuz kişiydi.
Biraz büyük bir çekirdektik yani.
Aslında yoksul değildik ama o zamanın şartları olsa gerek,eski insanlar hep yarını düşünen öngörülü kendi kendine yetebilmenin faziletini iliklerine kadar hissederek yaşayan insanlardı.
Her şeyi üretirdik ama şeker üretmediğimiz için kısıtlıydı herhalde.
Annemin en büyük ablası Medine teyzem, annem onu ziyarete gidince bize şeker verirdi.
Annem de giderken süt, yumurta, ot gibi mantar gibi teyzemin ihtiyaçlarını götürürdü.
O zaman ürettiğimiz şeylerin çok hesabını yapmazdık.
Ne kadar zor olsa da her şeyin bol bol elinin altında olması, eşiyle dostuyla hesapsızca paylaşabilmek insanlar için ne büyük bir lüks ve güvenceymiş meğer.
Bir nevi takaslaşırlardı yani abla kardeş.
İşte o şekerden annem bize saşta,(su muhallebisi) helva, pazar ekmeklerini kızartıp ekmek tatlısı yapardı.
Ekmekler tuzlu olduğu için tuzlu tadı kalmış hep aklımda
Bir de kurabiye yapardı annem.
Özellikle kışları hem tarla işi olmadığı için hem de kuzinenin fırınından istifade ederdi.
Çok çok tutumlu bir kadındı rahmetli.
Kolay iş mi dokuz boğaza her gün üç öğün, üç çeşit yemek çıkarmak?
Üç öğünü biliyorum da, niye üç çesitti onu bilmiyorum?
Bazen soğukta hayvanlara bakmaktan geldiğimizde mis gibi kurabiye kokuları evin her yerinde ahenkle dans ederek en son burnumuza gelirdi sanki.
Altları hep biraz yanık olurdu koşuşturmaktan unutulan kurabiyelerin.
Altın sarısı, hep az şekerli kıtır kıtır ama hep çok güzel.
Yanında demlenmiş cam bardaktaki dağ kekiğin buharı kıvrıla kıvrıla göğe yükselir soğuktan uyuşmuş tuttuğun elini ısıtırken, ılık ılık ruhumuzu ısıtırdı.
İşte o an bütün zorluklar unutulurdu benim için.
Hep birlikte aynı sofra çevresinde diz çöker, aynı karavanaya kaşık çalardık.
Öyle makarna, patates kızartması tost gibi basit şeyler değildi yediklerimiz.
Hepsi zahmetli, hepsi özenli, hepsi lezzetli çesit çeşit; yahniler,mantılar,cimcik aşları,dolmalar vb olsa da en çok ısırdığında ağzında dağılan, mis gibi karbonat kokan üzeri şekerli, kimisi yuvarlak,kimisi şekilli annem kurabiyeleri eşliğinde kekik içmek.
Bunlar da benimkiler yerel buğdaylardan kepekli dinkelden yaptım.
Kokusu dokusu her şeyiyle çok çok güzel oldu.
Bir de kepekli siyez unundan poğaçalar da çok güzel oldu.
Ama anneminkiler apayrıydı.
Adı üzerinde anne.
Kendi canından can yapma özelliğiyle donatılmış ilahi bir varlık.
Rahmetle annem teyzem çocukluğumun yegâne güzelliklerini oluşturan bütünün değerli parçaları iyikimsiniz.
Sizleri çok çok özlüyorum.
Portakal çiçeği kokulu annem mayıs geliyor yine dalıp dalıp gidiyorum.
Sanki çocukluk anılarımdan tazecik capcanlı tutup, çıkartıvereceğim de işte annem hiç ölmemişti zaten, hepsi şakaydı diyivereceğim.
Ama...
Aslında diyecektim ki doğal yerli unlardan korkmayın kullanın amaç sağlıklı beslenmek, yerel tohumları yaşatmak, üretenlere sahip çıkmaksa, sonsuz yollar açılır önünüze yeter kiniyet hayır olsun.