Namaz Vakitleri
Görüntülenen Şehir:   Loading
Puan Durumu Loading
Gazeteler
  • Akşam Gazetesi
  • Bir Gün Gazetesi
  • Bugün Gazetesi
  • Cumhuriyet Gazetesi
  • Dünya Gazetesi
  • Fanatik Gazetesi
  • Fotomaç Gazetesi
  • Güneş Gazetesi
  • Haber Türk Gazetesi
  • Hürriyet Gazetesi
  • Millî Gazete
  • Milliyet Gazetesi
  • Posta Gazetesi
  • Radikal Gazetesi
  • Sabah Gazetesi
  • Sözcü Gazetesi
  • Star Gazetesi
  • Takvim Gazetesi
  • Taraf Gazetesi
  • Türkiye Gazetesi
  • Vatan Gazetesi
  • Yeni Akit Gazetesi
  • Yeni Asta Gazetesi
  • Yeni Şafak Gazetesi
  • Zaman Gazetesi

Artık çözüm gerekiyor

Bu haber 684 kere okunmuş. 26/01/2021

Değerli dostlar, küresel iklim değişikliğinin sonuçlarından birisi olan “yağış rejiminin düzensizliği” halini, fiilen yaşıyoruz. Körfez bölgesinde de, yağışlar artık eskisi gibi düzenli değil. 2021 yılına, uzun süren bir kuraklık döneminden sonra yağmurla girdik. Sonra da kar gördük. Derken lodosun etkisiyle hava biraz ısındı ve yine yağmur geldi. Meteoroloji tahminlerine göre, yarın tekrar soğuklar başlayacak ve yine kar gelecek. Dilerim, kar yağışı bol miktarda olur ve bahara kadar hem bitkiler ile toprak, hem de dereler ile yeraltı depoları, suya iyice doyar.

Elbette yağışa hasret kalmak, gökyüzünden gelecek damlaları beklemek, gelecekte kuraklık tehdidine maruz kalma düşüncesinin yarattığı stresle yaşamak çok kötü. O nedenle yağışlar gelince çok seviniyoruz. Fakat yağışlar bu anlamda yüzümüzü güldürürken, bazı sonuçları nedeniyle de sıkıntı yaratmaya devam ediyor ne yazık ki. Her sağanak yağıştan sonra, kronik bir sorun hemen gelip kapımızı çalıyor. Özellikle kentsel alanda maruz kalınan ve uzun süredir giderilemeyen, çözüm bulunamayan bu sorun, tıpkı sağanak yağışlar gibi doğanın bizlere bir dayatması değil. Bu sorunları bize, yıllardır süren çarpık ve plansız kentleşme dayatıyor. Bir damlasını bile ümitle beklediğimiz yağmurlar, neden sorun haline geliyor? Körfez bölgesinde her kuvvetli yağıştan sonra, ne yazık ki cadde ve sokakların çoğu göle dönüyor, evlerin bahçelerini ve binaların bodrumlarını su basıyor, yağmur suyu deşarj sistemleri çalışmıyor, yağmur suları kanalizasyon hatlarına karıştığı için pek çok havalandırma kapağından(rögar) taşmalar oluyor, zemin seviyeleri uygun olmayan konutların tuvalet giderlerinden kirli sular yükseliyor ve kentsel alanda insanların yaşamları çekilmez hale geliyor. Bunlar olduğunda, belediye ve itfaiye ekipleri de nereden çağrı alacaklarını, hangi bina veya sokakta ne tür bir sorunla karşılaşacaklarını artık ezbere biliyorlar. Zira yağışlar sonrası, ilçe merkezlerinde veya herhangi bir sahil sitesinde karşılaşılması rutin hale gelmiş olan bu sorunlar, ne yazık ki uzun yıllardır sürüyor. Doğayı hesaba katmadan veya doğaya rağmen yapılan bayındırlık ve inşaat faaliyetleri nedeniyle, bir bedel ödenmek zorunda kalınıyor. Üstelik sürekli olarak ödeniyor bu bedel. Sadece bireysel olarak da değil, toplumsal olarak ödeniyor. Özetle, bu sorunları sadece bilmek yeterli olmuyor, mutlaka çözmek de gerekiyor.

Açıkça ifade etmek gerekir ki, çarpık ve plansız kentleşme olgusunun kendisi, çeşitli çevre sorunlarının da yaratıcısıdır. Doğayla uyumlu ve doğru bir kentleşme modeli elbette “ol” deyince olup, bitecek bir iş değil. Bir alanın kentleşmeye, konut imaline açılması, sadece arz-talep kurallarına bırakılabilir mi? Alt yapı ve çevre donatıları için, doğru planlamalar yapılmadan imalata geçilebilir mi? Deprem, fay hattı, zemin yapısı, rüzgar ve güneşin etkisi, yağış rejimi ve su yolları etüt edilmeden, insan ve diğer canlıların ihtiyaçları hesaba katılmadan, kentsel planlama yapılabilir mi? Elbette ki hayır. Fakat ne yazık ki biz bu hataların tümünü birden yapmışız geçmişte. Güzelim zeytinleri kesip, binaları olmayacak yerlere dikmişiz. Üstelik sadece dün değil, geçmiş 60 yıl boyunca yapmışız bunu. Şimdi geldiğimiz noktada ise, artık konuya bütünsel bakılmaya çalışılıyor ama hem benzeri hatalara devam ediliyor, hem de yılların birikimi olan devasa sorunlar bir türlü yok edilemiyor. Su, doğada yer çekimi kanunuyla ve bileşik kaplar sistemiyle çalışır. Geçmişte, bir binaya inşaat için verilen yol kotu yanlışsa, her yağışta o binanın zemin katlarındaki dairelerde tuvalet giderlerinin taşması nasıl engellenebilir ki? Her birine pompa ve ters basma sistemi kurmak gerekir. Bu gerçeği dikkate almayan imalatlar nedeniyle, Edremit’te Altınkum, Sarıkız, İkizçay, Akçay, Güre ve Altınoluk mahallelerinde her sağanak yağıştan sonra zemin katlarda ve bazı yollarda su baskınları oluyor. Balıkesir Büyükşehir Belediyesi’nin itfaiye ekipleri de günler, geceler boyunca bu suları tahliye etmeye uğraşıyor. İtfaiyecilerin bu çabaları elbette takdir görüyor ama bir sonraki yağışta yine çağrılmak zorunda kalınacaklarını onlar da, konut ve işyeri sahipleri de, yerel yöneticiler de gayet iyi biliyorlar. Böyle bir durumu sürekli yaşamak zorunda olmak, herkes için bezdirici bir tekrar değil mi? Bu konu için, ilçe ve büyük şehir belediyesinin bir araya gelip BASKİ üzerinden çözüm üretmesi, bunun yetmediği hallerde Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ndan yardım istemesi gerekmiyor mu? Bu kronik sorunlar çözülmeden, yeni konut imallerine ısrarla devam edilmesi ne kadar akılcı olabilir ki?

Çözüm gerekli elbette. Yanlış kottaki binaları yıkıp yeniden yapmak mümkün değil. Tek kurumun imkanlarıyla bu sorunları düzeltmek de mümkün değil. Belediyeler ve çeşitli kamu kurumları arasında, işbirliği ve eşgüdüm olması şart. Fakat yasal düzenlemelere baktığımızda bile, örneğin yağmur suyu konusunun ilçe belediyesine, kanalizasyon ve içme suyu konusunun ise büyükşehir belediyesine görev olarak verildiğini görüyoruz. Yasanın yarattığı bu karmaşa nasıl çözülecek? Diğer yandan, yağmur suyu deşarj hatlarının büyük bir kısmının, halen kanalizasyon hatlarına karışıyor olması da çok önemli bir sorun. Bu durum engellenmediği için, her yağışta kirli sular rögar kapaklarından dışarı taşıyor. Taşmadığında ise, arıtma tesislerine gitmesine bile gerek olmayan yağmur suları oraya kadar ulaşıyor, emek ve enerji harcanarak arıtma prosedürüne sokuluyor. Bu akıl dışı durum nasıl önlenecek? Akçay’da Cemil Temelli mahallesinde her sağanak yağıştan sonra kanalizasyon ve yağmur suyu hatlarının birbirine karışması nedeniyle oluşan yoğunluğun, yollara taşmaması amacıyla kirli sular doğrudan Pina Çayı’na veriliyor ve günlerce denize akıtılıyor. Denizi kirleten bu garip halin tekrarlanmasının önüne nasıl geçilecek?

Edremit’in merkezinde, Yusuf Sinan Köprüsü ile Devlet Su İşleri (DSİ) girişi arasındaki bölgede, rögarlardan aynı nedenle kanalizasyon suları Edremit Çayı’na akıyor. Bu kirliliğin denize kadar gitmesine nasıl engel olunacak? Halbuki, DSİ ülkemizde “su” konusuyla görevlendirilmiş olan, Tarım ve Orman Bakanlığı’na bağlı bir kurumdur. Dereden, çaydan, nehirden, gölden, yer altı sulardan ve havzalardan bu kurum sorumludur. O nedenle de zaten, bölge bazında teşkilatlandırılmış bulunuyorlar. İllerde ve ilçelerde de birimleri var. Peki, bir dereden sorumlu olan DSİ, o dereye birileri tarafından kanalizasyon akıtılıyorsa ne yapmalı? Edremit’te kapısının önündeki durumu gören DSİ’nin, hemen ilçe ve il belediyelerini, BASKİ’yi çözüme davet etmesi; Çevre İl Müdürlüğü’nü ve Sağlık İlçe Müdürlüğü’nü haberdar etmesi, hepsini önlem almaya çağırması ve sorunun çözümü için mülki amirleri bilgilendirmesi gerekmiyor mu?

Bu sorunlar artık çözüme kavuşturulmak zorunda. Tüm yetkilileri göreve çağırıyorum.

KUBİLAY S. ÖZTÜRK

YorumlarBu habere hiç yorum yapılmamış     'İLK YORUMU SEN YAP'

Adınız Soyadınız:

E-Postanız:

Yorumunuz:

3 + 8 = ?